ÜMİT DOLU YARINLARA Yağmurlu bir sonbahar günü. Bulutlar bütün insanlığın dertlerini içine hapsetmiş gibi kara, gibi matemli, gibi duygu yüklü. Bu duygu yüklü bulutlardı; ağlaşarak gazel yakacak, kederi gamı çiseledikçe yok edecek olan. Saniyeler geçmeden birkaç yağmur damlası soğuk teniyle temas etmişti. Teninin soğukluğuna karşın yüzünde sıcacık bir tebessüm vardı. Güz mevsimi, yağmur ve ona bu müthiş havalarda eşlik edecek kulaklığı... Bu tebessümün sebebini tahmin etmek güç olmasa gerek. Ona göre bu havaların vazgeçilmezi müzikti fakat bu müzik alelade bir müzik olmamalıydı. Müziğin sözleriyle, sözü yoksa bile tınısıyla, yağmur damlaları büyük bir ahenkle dans etmeli, müzik ruhunu okşamalıydı. Diğer türlü kulağındaki tınıya ne gerek vardı. Cebinden usulca telefonunu çıkardı. Üşümüş büzüşmüş parmaklarıyla ürkek bir yavru kediyi sever gibi telefonun ekranını kaydırmaya başladı. “Rivayete göre paralel evrende 80’lerde doğmuşum” listesinde durdu parmakları, “oynat”a ba...